29 Mayıs 2016 Pazar

Kadın, kendinden kaçtığı zamanlardan birindeydi. Bir uçuruma kadar sürüklendi ayakları. Kendini atmak değildi niyeti; kendinden kaçmaktı kafasında ki. Rüzgâr o denli kuvvetli esiyordu ki bedenini geriye doğru savuruyordu hiddetle. Teninin her bir santiminde büyük bir ustalıkla dans eden rüzgâr bambaşka diyarlara çekmişti kadını bu defa. Göz kapakları bir perde gibi aşağı inerken uçurumdan aşağı kuş gibi süzülürken hayal etti kendini. Oysa kadının ne kanatları vardı ne de uçmaya cesareti. Ayaklarının altında ki deniz, hırçınlığını kayaları döverek atarken ortaya çıkardığı ses adeta bir melodiydi kadın için. Üşüyordu. Ama bunu önemsemedi.  Gözlerini açmanın verdiği korkuyla savaştığı zamanlardan biriydi kadın için. Çünkü biliyordu ki gözlerini açtığında kendi dünyasından çıkıp gerçek dünyayla çarpışacaktı ruhu. Ve gerçekler yüzüne öyle ağır bir tokat indirecekti ki kendi sessizliğinde boğulacaktı kadın.
“Burada olmamalısın.” sözleriyle bir yabancı girmişti o an hayatına. “Önce ben geldim.”dedi kadın karşısında ki yabancıya. Gözlerinin içine baktı kadın adamın. Adam umursamadı. Koyu yeşil gözleri bir hayli yorgundu zaten. Daha çok hüzün kol geziyordu esasında. Kadın fark etti yaralı adamı. Çocuk gibi inatlaştı yine de gitmedi adamdan daha önce geldiği uçurumdan. Kadın mutsuzdu. Adam umutsuz. Sessiz kaldılar bir süre. Kendi sessizliklerinde çığlık çığlığa bağırıyordu oysa ikisi de. Adamın anlatmaya ihtiyacı vardı. Kadının dinlemeye. Ne adam anlattı o gün ne de kadın dinledi. Adam dalgındı. Gözlerini bir an bile denizden ayırmıyordu. Kadın dikkatle bakıyordu adama. Oysa adam kafasını kaldırıp yüzüne bile bakmamıştı. Koyu kahverengi saçları vardı adamın. Gözleri ise sönük bir yeşil rengindeydi. Kadın, hayatında ilk defa bir kıpırtı hissetti adamın gözlerine baktığında. Hayatına giren yabancı aslında bir o kadarda tanıdıktı kadına.
Kadın, adamı görmek umuduyla her gün gitti uçurumun ıssız köşesine. Bir çocuk gibi heyecanlanıyordu her bir adımını atarken. Oysa kadın zorla konuştururdu her defasında adamı. Adam her defasında kadını terslemesine rağmen inatla bırakmadı kadın adamın peşini. Gözleri bir hapishaneydi adamın. Kadın ise bir mahkûmdu. Yüzüne her baktığında durdukları uçurumdan düşüp denizin dibinde pervasızca boğulduğunu hissetti kadın. Adamı konuşturmak için her defasında kızdırdı. Onu çözmeye başlamıştı artık. “Duvarların yok mu senin?” diye sordu adam bir gün dayanamayarak. Kadın ilk başta şaşırsa da bir gülümseme yerleşti yüzüne adamın sesi kulaklarına dolduğunda. Adama yaklaştı kadın usulca. “ Duvarlarım yok ama çitlerim var.” dedi bir sır gibi fısıldayarak. Adama bu kadar yakınken aynı zamanda bir o kadarda uzaktı kadın. Nefesini teninde hissedebilecek kadar yakındı belki ama gökyüzündeki yıldızlar kadar uzak ve erişilmesi zordu aynı zamanda. Gittikçe daha yakın davranmaya başladı adam kadına. Kadın hayatında hiç olmadığı kadar mutluydu. Ama adamın hala umutsuz olduğundan haberdar değildi kadın. 
Kadın yine koştura koştura gitmişti uçuruma. Âşık olduğu adam yine oradaydı. Bir kalkan gibi inip kalkan göğsüne başını koymak istedi bir an kadın. Rüzgârın, her bir telini başka bir tarafa savurduğu saçlarının arasına parmaklarını daldırmak istedi. Adam kadından önce davranarak sıkıca sarıldı kadına. Aylar olmuştu kadın bu anı bekleyeli.  Adam hiçbir şey demeden sıkı sıkı sarıldı kadına. Kadın ise doya doya kokusunu hapsetti içine.  Adam geri çekilirken kadının kolları arasından bitkin görünüyordu her zamankinden. Kadın o kadar mutluydu ki fark edemedi bile bunu. Adam sustu kadına bakarak. Bir şey söyleyecekti kadına besbelli. Kadın ne diyeceğini bilmiyordu.  Bütün kelimeler anlamlarını yitirmişti onun için. Adamın ferah kokusunda dinlenip nefes alıyordu bitkin ruhu. “ Bir başkasına atıyor kalbim..” dedi adam sessizliğin ardından. Kadın dondu kaldı âşık olduğu gözlere bakarken.  Adam çaresizdi. Kadın ise kimsesiz. İkisi de ne diyeceğini bilemedi. Kadın konuşmadı. “ Tam buram üşüyor.”dedi adam kalbini göstererek. Kadının gözlerinde dolup taşan tuzlu yaşlar yanağından aşağı düz bir yol izliyordu. “ Çünkü o nefes alamıyor ve ben burada onsuz nefes alıyorum.”dedi adam titrek bir sesle.  Kadın âşık olduğu gözlerden ayırmadı yaşlı gözlerini. Adam veda konuşması yapıyordu, belliydi. “ Ben ısıtırım.”dedi kadın gözyaşlarının arasından. “Söz veriyorum.”dedi dudaklarından bir hıçkırık kaçarken. Adam ölmek istiyordu. Kadın yaşatmak.  Gözlerinden akan yaşlara rağmen alev alevdi bedeni.  Kadın tekrar sarılmak istiyordu adama. Adam geri çekildi. “Özür dilerim.”dedi kadının mavi gözlerine bakarken. Bir yanı kalmak istiyordu adamın bir yanı gitmek. Arafta sıkışıp kalmıştı sislerle kaplı zihni. Adam daha fazla bakmadı kadının mavi gözlerine. Eğer biraz daha baksaydı sevdiği kadına ihanet edip vazgeçecekti yapacağı şeyden. Adamın bir yanı çığlık atarken diğer yanı ürkütücü derecede sessizdi. Kadın bilmiyordu adamın aklından geçenleri. Bilse sustururdu adamın çığlık atan tarafını. Adam kızaran gözleriyle yaklaştı uçurumun en dibine. Kadın hayretle baktı adama. Adam hüzünle. Savurdu adam iri bedenini uçurumdan aşağı. Kadın bakakaldı adamın ardından. Koştu peşinden ama yetişemedi titreyen bacakları. Rüzgâr geri savurdu uçurumun dibindeki kadını.

Belki de gerçek olmayacağını bildiği tek dileğiydi kadının. Adamın gözleri kapanıp ruhu bu dünyayı terk ederken onu da alacağını hiç düşünmemişti. Kollarının arasındaki soğuk bedenine gözyaşlarının sıcaklığı dokunmuştu son defa. Adamı daha iyi anlıyordu şimdi; donmuştu sanki sol tarafı, öyle üşüyordu. Söz vermişti onu kalbiyle ısıtmaya, bilemedi gözyaşlarıyla ıslattığı bedeninin onu terk edip gideceğini.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder